BİLGİYURDU GENÇLİK EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ
        ANASAYFA
        HAKKIMIZDA
        YAYINLARIMIZ
        ÖĞRENCİ KÖŞESİ
        HABERLER
        DUYURULAR
        ETKİNLİKLERİMİZ
        ANKET
        ZİYARETÇİ DEFTERİ
        FOTO GALERİ
        İLETİŞİM
HOCA AHMED YESEVİ ve ANADOLU TÜRK KÜLTÜRÜ
4 Aralık 2013 Çarşamba
XIII. yüzyılın başlarında
Moğol Hükümdarı Cengiz,
1209 yılında Uygur Türklerini
buyruğu altına aldı, 1219’da
Harezm ülkesine saldırdı.
Cengiz’in 1227 yılında
ölümünden sonra Türkistan ve
Harezm bölgesinin Moğolların
ellerine geçtiğini, o çağların en
uygar şehirleri olan Buhara,
Semerkand, Taşkent, Merv’den
kaçan büyük kalabalıklar
arasında birçok esnaf ve
sanatkârın da Anadolu’ya göç
ettiğini, Anadolu’daki Türk
– İslâm yoğunluğunun (kesafetinin) arttığını görüyoruz.
Anadolu’ya gelen Türk boyları ovaları, vadileri, yaylaları
tuttular; daha sonra kaleleri, şehirleri ele geçirdiler.
Anadolu’da müstakil beylikler kurdular. Ancak siyasi
otorite bu bölgede Türklerin mutlu yaşamaları ve devamlı
kalabilmeleri için yeter değildi. Anadolu’da Türklerden
başka Rumlar, Ermeniler, Gürcüler de vardı1. Mahallî dil
Rumca ve Ermenice idi2. Yerli halk farklı din ve mezheplere
bağlı idiler. Ayrıca Türk dili ve kültürü, Arap ve İran dil ve
kültürünün baskısı altındaydı, medreselerde Arapça eğitim
yapılıyor, saraylarda ve edebiyat sohbetlerinde Farsça
konuşuluyordu. Rumlarla bitişik olan yerlerde Türkler, iki
dili birden kullanıyorlardı. Fuad Köprülü, Mevlâna’nın
Rumca şiirler yazdığını, Âşık Paşa’nın Ermenice bildiğini
Türk Edebiyatı Tarihi adlı kitabında kaydeder3. Ayrıca
iktisadî bakımdan da Türkler güçsüzdüler. Yerli esnaf ve
sanatkârlarla rekabet etme mecburiyetinde olan, sosyal,
iktisadî ve siyasî düzeni karışık bir toplum idiler. Ancak
Anadolu’ya göç eden ve yerleşen boylarla birlikte Ahmed
Yesevî dervişleri de göç ettiler, anayurdundan kopup gelen
ve yeni bir yurt edinmek için çırpınan bu Anadolu halkının
yanında oldular. Bu Anadolu halkı korku ve endişelerini,
Yesevî dervişleri sayesinde yendiler4. İslâm öncesinden
gelen bu alp’ler, Müslüman
olduktan sonra “alp gazi”,
daha sonra da “alp erenler”,
“erenler”, “mücahit
dervişler” isimlerini aldılar.
Bir yazarımızın ifadeleriyle:
“… bu mücahit dervişler, ayak
bastıkları ülkelere şiir, musikî,
sanat, edeb, terbiye, fazilet
ve ahlâk yoluyla, İslâmın
prensiplerini ve mücahede
ruhunu yerleştirerek, kütleye
şevkli ve şuurlu bir imanın
kapılarını açmakta idiler5”.
Bunlar gerçekten fazilet
timsali erdemli kişilerdi. İslâm inanç, ahlâk ve töresini
Türkçe olarak halk arasında yaydılar. Ahmed Yesevî’nin
hikmetlerini tekrarladılar. Yesevî’nin hoşgörülü
yaklaşımıyla bu tedirgin insanlara güç verdiler, bir kültür
birliği oluşturma gayreti içinde bulundular. Bu alperenler,
kimseye el açmayan, elinin emeği, alnının teriyle geçinen,
çalışkan, toprağa, vatana, devlete, dine, ahlaka bağlı
örnek insanlar idiler. Ahmed Yesevî dervişleri, göçmen
olmanın, göçebe olmanın, henüz Müslüman olmamış
Rumların içinde olmanın sıkıntısını yaşayan Anadolu
Türklerine İslâmiyeti, büyük bir hoşgörü içinde Türkçe
olarak anlattılar ve Türkçe’nin gelişmesine, yaşamasına
da hizmet ettiler. Din öğretim ve eğitimcisi olan bu
dervişler, gerektiği zaman savaşçı dervişler oldular ve
alperenler adını aldılar. Gerektiği zaman ticarete, esnafa ve
günlük hayata ahlâk ve disiplin getiren ahlâk savaşçıları,
ahîyan yani ahîler adını aldılar. Bu ahîler, tasavvuf ve
tarikat disiplini altında, Türk sanatkârlarının yerli Bizans
sanatkârlarıyla rekabet edebilmeleri, yarışabilmeleri için
onlara sanat ahlâkını öğrettiler. Şehir, köy ve mahallelere
kadar yayılan ahî zaviyeleri her sınıf insanına açıktı. Ama
ahîlik özellikle “esnaf ve tacirler için bir ahlâk, emek
ve meslek sigortası”6 idi. Sanatkârlar bu ahî ocağının
“kefaleti, himayesi ve terbiyesi altında ve ananeleşmiş
ahlâk prensiplerinin gölgesinde, huzurlu, istikrarlı,
verimli hayatlarını yaşar, patron – işçi münasebetlerini,
âdeta ilahî ve kudsî bir muamele haline getirmiş olarak
her iki tarafa birbirinin menfaatine bekçilik ettirirdi”7.
Bunlarla birlikte dinî tabana oturan iktisadî ve askerî
yönleri de bulunan bazı (farklı gruplar) zümreleşmeler
de oluştu8. Alperenler Gâziyan-ı Rûm(Anadolu gazileri),
ahîler “Ahîyan-ı Rûm”(Anadolu ahileri), Yesevî dervişleri
“Abdalan-ı Rûm”9(Anadolu abdalları) ve kadınlar
arasında din ve sanat eğitimi yaptıran “Bacıyan-ı Rûm”
(Anadolu bacıları) adlı dayanışma ve eğitim kurumları
meydana geldi10. Bütün bu kuruluşlar iman, ahlâk ve ilim
çizgisinde oldular. Ahmed Yesevî’yi rehber edindiler.
Gönüllerde inanç, zihinlerde bilgi ışığı yayan eğitimciler
haline geldiler. Anadolu’nun her yerine yayılan bu
Yesevî dervişleri, “… gerektiği zaman savaşçı dervişler
olmuşlar, Alperenler adını almışlar, savaşmışlar ve
savaşın ruhu adını almışlardır. Gerektiği zaman ticarete
ahlâk ve disiplin getiren ahlâk savaşçıları olmuşlar,
Ahîler adını almışlardır. Kadınların aydınlanması
yolunda uğraşmışlar “Bacıyan” olmuşlardır. Boş
arazileri canlandırmak ve yeşertmek işini üstlenmişler,
yolların güvenliğini sağlamışlardır… Hoca Ahmed
Yesevî binlerce yıllık Türk töresinin verdiği doğru
ölçülerle de donanmış bir kişi olarak, İslâmı doğru
anlamış ve dosdoğru anlatmıştır. Bunun için Hoca
Ahmed Yesevî anlayışında kadın ve erkek, çalışmakta
ve üretmekte, birlikte olduğu gibi mescide, mecliste
ve dergâhta da birlikte olmuşlardır. Kadın hayatın
dışına itilmemiştir”11. Kadınlar çadırcılık, nakışçılık,
kumaşçılık ile ilgili işyerlerinde toplu halde çalıştıkları
gibi12 gerektiğinde silahlanarak savaştıkları, savaşlara
katıldıkları da bilinmektedir13. Hatta zikirleri de kadınlı
erkekli yaptıran Ahmed Yesevî hakkında dedikodular,
aleyhte propagandalar yapılmıştır. Bu propaganda ve
dedikodulara Ahmed Yesevî’nin cevabı şu olmuştur:
“Bilâ-garaz ve’t-takdir eğer rical u nisa bir
mecliste cem’ olub zikrullah itseler ve kalblerini
Hak Ta’alâ kendu hararet ve cezbe-i rububiyeti ile
mutasarrıf olup hiyanet muzahhemetinden saklaya”
İşte Ahmed Yesevî’nin Tanrı aşkına, insan sevgisine
dayalı doğru din anlayışını, hayat görüşünü yaşatan ve
yayan Yesevî dervişleri, Türk halkına zorlukları yenmeyi,
hayatla mücadele etmeyi ve hayata bağlı kalmayı
öğrettiler. Örgütlü, dayanışma içinde birbirine güvenen
inançlı bir toplumun oluşmasını sağladılar. Savaşmayı,
silah kullanmayı askerî eğitimle öğrenen gençler,
tezgah başında, sanatını, meslekî yetenek ve becerisini
kazanırken dinî terbiye ve ahlâkî olgunluğunu zaviyelerde
sağlamış, topluma, vatana, Türk kültürüne bağlı bir şekilde
yetişmişlerdir. Toplumun bütün fertlerinin eli açık, kapısı
açık, sofrası açık ve gözü kapalı, dili bağlı, beli bağlı15
olmaları sağlanmış; birbirleriyle kaynaşmış ve birbirine
güven duyan bir toplum meydana gelmiştir. Böyle bir
toplumun oluşmasında önemli rol oynayan Ahîlikte
Ahmet Yesevî’nin ve O’nun dervişlerinin İslâmı doğru
anlama ve anlatmalarının, binlerce yıllık Türk töresine
bağlı kalmalarının etkisi olmuştur. Yesevîlik sayesinde
Türk toplumu mutlu ve güçlü bir yapıya sahip olmuş: aynı
zamanda, Türk milletinin erimeden, yok olmadan devamı
sağlanmıştır16.
Bugün Türkiye Türklerinde, yaşayan ve onları
birbirine bağlayan ahlâk ve töre, başka ifadeyle özünde
İslâm dininin bulunduğu Türk kültürü, Ahmed Yesevî ve
O’nun dervişlerinin eseridir.
Bir bilim adamımız bugün de aynı geleneğin devam
ettiğine işaretle şunları yazar:
“İslâmiyeti geniş cahil kitlelere tanıtan ve
sevdirenler, Halide Edib’in “halk ulemâsı” diye andığı
dervişler olmuştur. Mütevazı söyleyişlerinin ardında en
çarpıcı ve müthiş gerçekler gizlidir. İslâmiyet böylece
bir sevgi dini olarak yorumlanmış, Tanrıya dua edilir,
şükredilirken hep O’nun “cemâl” cephesine müracaat
edilmiş “güzel Allahım” denmiştir”17.
Ahmed Yesevî’nin, oluşmasında büyük rolü
olduğu kabul edilmesi gereken Anadolu kültürü Orta
Asya’dan Balkanlar’a kadar18 uzanan coğrafyada
Türkçe konuşan halkın, tarih boyunca Müslüman
ve Türk kalmasını sağlamış, sanatta, mimaride,
ahlâkta, sosyal yaşayışta Türk tefekkürünün, millî
tarih şuurunun oluşmasında19, özellikle Anadolu’nun
vatanlaşmasında20 olumlu etkilerini21 daima devam
ettirmiştir.
Diğer Haberler (Son 5)
60. Sayı Dergimiz Yayınlandı
59. Sayı Dergimiz Yayınlandı
58. Sayı Dergimiz Yayınlandı
57. Sayı Dergimiz Yayınlandı
56. Sayı Dergimiz Yayınlandı
     
 
 
     
 

  • Dernek Üyelik Formu
  • Dergi Abonelik Formu
  • Dernek Bağış Formu
  • Sizce Türkiye'nin en Büyük Problemi Nedir ?
    Eğitim
    Sağlık
    Kültür
    Anasayfa  |  Haberler  |  Duyurular  |  Faaliyetlerimiz  |  Anketler  |  Ziyaretçi Defteri  |  Fotoğraf Galerisi  |  İletişim
    © 2009 www.bilgiyurdu.org.tr, Tüm hakları saklıdır.
    Tasarım : www.onrweb.net